Genç Beyin - Türkiye'nin en çok satılan ve okunan aylık kişisel gelişim dergisi  · Yıl: 8  · Sayı: 92

.
Kapak  
Genç Beyin'de bu ay  
Başyazı  
Sizden gelenler  
Kampanya!  
Genç Beyin Seminerleri  
Değişim örnekleri  
Bizbize  
Tavsiye Mail  
Genç Beyin Dergisi  
Genç Beyin Anayasası  
Genç Beyin Yayınları  
Çok satan kitaplarımız  
Abdülkadir Akgündüz  
Abonelik ve eski sayılar  
Eleman aranıyor!  
Genç Beyin tişörtü  
Arşiv  
Bize ulaşın  

GENÇ BEYİN’İN 92. SAYISI
GERÇEK BİR HAZİNE!

• Mutluluğun çok ince sırrı
(50 milyon arasından seçilip 1. olmaya giden yol)
• Başarı ve mutlulukta kısa yollar
• Çocuklarınıza ideal rol model olmak istiyorsanız, 3 şeye dikkat!
• İyimser olmanın 25 avantajı
• Kariyerini yönetemiyorsun, çünkü...
• Eş adayını doğru tanımanın 9 yolu
(Yeterince tanımadan evlenmeyin!)
• Düşük performansa nasıl tavan yaptırılır?
• Her bakımdan örnek alınabilecek bir patron baba
• Zehirli insanlarla iletişim
(Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşmalısınız!)
• Rolünü bul, mesleğini öğren!
(En önemli 7 rol ve başarılı oldukları meslekler)
• 2 katlı mağazamız karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Fakat maalesef dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini 5 yıldır çözemedik. İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak bir çözümünüz var mı?
• Kendinizin dostu musunuz, düşmanı mı? (Başarıyla aranız nasıl?)
• Öğrenme güçlüğünü aşmanın 17 yolu (Öğretmene, aileye tavsiyeler)
• Yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 adım
• Alıngan tiplere çareler
(Asabîleşmemek ve duygusuz birine dönmemek elinizde!)


 


Genç Beyin “En iyi dergi” seçildi

TUGED (Türkiye Gençlik Derneği) “en iyiler”i seçti. 20’nin üzerinde alanda “en iyiler”in belirlendiği yarışmada dergi dalında Genç Beyin “en iyi dergi” seçildi. 28 Haziran 2008 cumartesi gecesi düzenlenen törende “en iyiler”e şiltleri takdim edildi. Genç Beyin’in şildi dergimizin sahibi ve yazı işleri müdürü Abdülkadir Akgündüz’e verildi. Genç Beyin daha önce de 2 yıl üstüste “Yılın dergisi” seçilmişti.

 

 

   

Genç Beyin’e bir ödül daha (En çok okunan dergi seçildi!)

Daha önce 2 yıl üstüste “Yılın Dergisi”, 28 Haziran 2008’de de “en iyi dergi” seçilen Genç Beyin’e bir ödül daha geldi. İstanbul’da anaokullarından liseye kadar eğitim faaliyeti sürdüren Ufuk Okulları 9 Mayıs 2009 günü düzenlediği programda yılın “en”lerini belirledi. Yılın en çok okunan kişisel gelişim dergisi olarak da Genç Beyin seçildi.

 

 

Hayattan süzülmüş, özün özü, kişisel gelişim hapı tesbitler

Başarı ve mutlulukta KISA YOLLAR

Teknoloji geliştikçe “kısa yollar” çok aranıp kullanılmaya başladı. Özellikle bilgisayarda herşeyi fareyle menülere girerek yapmak artık “işkence” addediliyor, fareye alternatif olarak kısa yol tuşları kullanılıyor. Bu şekilde başlat menüsünü, masaüstünü, menüleri, iletişim kutularını, web sayfalarını açıp kapatabilir; içlerinde gezebilirsiniz. Klavye kısayolları bilgisayarınızla etkileşiminizi kolaylaştırır. Neredeyse herşeyin “kısa yol”u var artık. Gerçi kısa yollar bazen uzun yola göre tahmin edilemez problemler taşıyan riskli yollardır; fakat yine de riske girmeye değer ve bilgisayara, işe hâkim olabilmek için bütün kısa yollar bilinip uygulanmalıdır. İşte burada konumuzla ilgili anahtar kelimeler “hâkim olmak”tır. Yani hayatın kısa yollarını da tam ve doğru bilip kullanırsanız, “8 yıla 80 yılı sığdıran padişah” Yavuz Sultan Selîm gibi az zamanda çok işler başarabilirsiniz. Zira ömür kısa, yapılacak işler pekçok... Bu sayıda “başarı ve mutlulukta KISA YOLLAR” başlıklı yazı dizisine başlıyorum. Bütün hayattan süzülmüş, tecrübelerden damıtılmış, birikimlerden özetlenmiş bu kısa yolları lütfen önemseyin! Hani bazen uzun bir hikâye anlatırsınız da, en sonunda “Gelelim kıssadan hisseye!” dersiniz ya... İşte bunlar da öylesine değerli, özün özü, kişisel gelişim hapı gibi tesbitler... Başarı ve mutluluk antibiyotikleri de diyebilirsiniz. Kullanılması halinde birçok maddî ve manevî derde, hastalığa, çözümsüzlüğe devâ, şifâ ve ilaç olacaktır inşallah! Muhakkak ki Allah her derde devâ, her hastalığa şifâ yaratmıştır. Genellikle derdin içinde devâ gizlidir. Zaten derdini seven, sabır ve şükür ehli için dert devadır, hastalık şifadır. Şimdi vereceğimiz kısa yollardan giderek iki cihan saadetine ulaşmanızı gönülden diliyoruz:

 

 

YETERİNCE TANIMADAN EVLENMEYİN!

Eş adayını DOĞRU tanımanın 9 yolu (Dikkat!)

Boşanmalar tarafları rûhen yaralamakla kalmıyor, evlilik algısını da zedeliyor. Beklenmedik anda nişanların bozulması, davetiyesi basılmış düğünlerin iptali adayların evlilik cesaretlerini kırıyor. Akl-ı selîm yerini duygusallığa bırakıyor. Evliliği boşanmayla sona eren, nişanı bozan, düğünü iptal edenler "Yanlış tanımışım!", "Yeterince tanıyamamışım!" diyorlar. Yani temel mesele, karşı tarafı yeterince tanı(ya)mamak. İsabetli evlilik kararı için eş adayını yeterince tanımak şart. Adayın kendi anlatımları yanında ailesi, arkadaşları, yaşadığı ortamlar, yakînen tanıyanların görüşleri aday hakkında daha net bir fotoğraf ortaya kor. Evlenilecek adayı belirleme ve görüşme sürecinde kişinin arkadaşları ve ailesiyle hareket etmesi tanıma için çok önemlidir. Eş adayını kendisi tanıyanlar görüşme süreçleri gizli olduğu için ne arkadaşlarından ne de ailelerinden tanıma hususunda yardım alamazlar. Yeterince tanımanın önündeki engelleri kaldırmak için şunlara dikkat:
 

 

Göründüğün kişiyle değil, içindeki gerçek kişiyle uyuşanı bul!

ROLÜNÜ bul, MESLEĞİNİ öğren!

7 rol ve başarılı oldukları meslekler


Rolünüz kim olduğunuzu, değer ve yeteneklerinizi; kişiliğiniz de başarınızı belirler. Şimdi Michael Educational Foundation’ın açıkladığı 7 rol ve başarılı oldukları meslekleri sunuyoruz. Aşağıdaki cümlelerden size uygun olanları işaretleyin. İstediğiniz sayıda cümleyi işaretleyebilir, geri dönüp değişiklik yapabilirsiniz. Rolünüz en çok işaretlediğiniz grupla bağlantılı. Bazen insanların birden fazla rolü olabilir. Bu rollerin ikisini de okuyun; göründüğünüz kişiyle değil, içinizdeki gerçek kişiye hangisi uyuşuyor, farkedin:

 

 

Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşın!

ZEHİRLİ insanlarla iletişim (Hayal katilleri!)

ORTALIKTA BİR SÜRÜ VAR!

Hep olumsuz düşünenler için kullandığım iki tabir vardır: “Zehirli insanlar” ve “hayal katilleri.” Hiç arkadaş, komşu, çalışan, hatta ailenizden birine sizin için çok önemli birşeyden söz edip karşılığında sadece “Bunu yapamazsın”, “Bunu asla başaramazsın!” sözlerini duydunuz mu? Ya da aldığınız olumsuz tepki sebebiyle kendi potansiyelinizden bile şüpheye düştüğünüz oldu mu? Ne yazık ki, hepimizin böyle bir tecrübesi vardır. Ne pahasına olursa olsun böylelerinden hemen uzaklaşmalısınız. Yoksa bunlar size hayallerinizi gerçekleştirebileceğinize dair sadece bir geçerli sebep söylemek yerine, hayallerinizin asla gerçekleşmeyeceği konusunda bütün sebepleri sıralayacaklardır. Onların olumsuz demeçlerini tekrar tekrar duydukça sonunda onlara inanacaksınız. Siz de çevrenizdekilerin bir parçası olacaksınız sonunda. Ya da şöyle söyleyelim:

 

 

HERŞEYİ KİŞİSEL ALIYORSAN, OKU!

ALINGAN tiplere çareler (Çok hassas!)

Asabîleşmemek ve duygusuz birine dönmemek elinizde!


“Çocuklar! Size çenenizi kapamanızı söyledim!” 43 yaşında sendika avukatı Maureen bu şekilde kendine en yakın bileği yakalamak için kolunu âniden arka koltuğa doğru uzattı. Araba çevre yolundaki yan şeride kaydı ve kendilerine yaklaşan kamyona çarpmalarına ramak kaldı. Kazadan kıl payı kurtulmaları çocukları çoktan susturmuştu ama neredeyse onları öldürecekti de. Maureen arabadayken sanki çocuklar yalnız onu kızdırmak için yaramazlık ediyorlarmışçasına tepki gösterdiğini farketti. Bunu kendine hakaret olarak almıştı, oysa onlar sadece bütün gün sınıflarında oturduktan sonra içlerinde kapalı kalan enerjiyi serbest bırakıyorlardı. Birşeyi kişisel almak belli söz veya hareketle sizi incitmeyi amaçladıklarını düşündüğünüz anlamına gelir. Meselâ...

 

 

Ayın haberi

BU HOCADAN her camiye lâzım!

Sanayi sitesinde genel merkezlerimiz karşılıklı olan Ramazan Bey küresel malî krizi kârla atlattı, bizse 38 makineden 5’e düştük ve 65 personeli 20’ye indirdik. Yani %80 civarında küçüldük. Birara kulağıma şöyle bir istihbarat geldi: “Ramazan Bey’in akıl danıştığı önemli biri varmış, her sabah ona gidip saatlerce konuşuyorlarmış.” Konuyu iyice tetkik ettirdim, derinlemesine araştırttım. Kendisiyle aynı muhitte oturuyoruz. İkimiz de namazında niyazındayız. Fakat ben sabah ve yatsı namazlarına hemen önümüzdeki tek minareli camiye gidiyorum, eskiden camide hep karşılaştığım Ramazan Bey’i bir yıldan fazladır göremiyorum. Namazı terketmiş olamaz; tanıdığım kadarıyla evde de kılmaz, mutlaka camiye gelir. Peki, Ramazan Bey nerede? Sonunda öğrendim ki...

 

 

Genç Beyin’siz kütüphane DÜŞÜNÜLEMEZ!

Yayıncılık tarihinde eski(mez) sayıları tekrar tekrar basılan ilk ve tek dergi Genç Beyin, en çok tavsiye edilen ve TUTUŞTURAN dergi! Başarı ve mutluluk sermayesi, eşsiz bilgi hazinesi Genç Beyin’i çocuklarınıza ve hatta torunlarınıza miras bırakabilirsiniz!

Birine Genç Beyin verin,Dünyanın her yerinden  gerisine karışmayın!

KÜTÜPHANENİZ HAZiNE GÖRSÜN!

2.983 kitap, 644 seminer yerine

1 takım Genç Beyin!

İNDİRİM FIRSATI:

92 sayı Genç Beyin takım halinde

474 yerine 364 TL!

Genç Beyin’siz kütüphane kalmasın!

Eski(mez) sayıları yeniden bastık. Her sayısında yüzlerce seçkin kitabın, onlarca seminerin, neredeyse sayısız tecrübenin yer aldığı Genç Beyin külliyatına MUTLAKA sahip olun! 2.983 kitap, 644 seminer yerine 1 takım Genç Beyin! Birine Genç Beyin verin, gerisine karışmayın! Genç Beyin hayatınızda MİLAT olabilir. Şimdiye kadar yüzbinlerce insanı başarı ve mutluluktan yana değiştirdi, eminiz sizi de değiştirecek... Birçok Genç Beyin okuru gibi siz de hayatınızı GENÇ BEYİN’İ TANIMADAN ÖNCE ve TANIDIKTAN SONRA diye ikiye ayıracaksınız!

 

 

Dünyanın her yerinden Genç Beyin’e abone olabilirsiniz!

Kargoyla kapalı ambalajda, imza karşılığı yıllık abonelik 164 TL!

Dergimiz, kapağı ve muhtevası ilgi çekici olduğundan normal gönderiyle aboneye ulaşmayabiliyor. Genç Beyin’e yıllık abone olun; her ay DÜZENLİ ve GÜVENLİ olarak kapalı ambalajda, imza karşılığı derginize kavuşun!

Dergimiz Türkiye genelindeki bütün gazete bayiinde, seçkin kitapçılarda ve süpermarketlerde bulunmaktadır. Fakat her ay Genç Beyin’in DÜZENLİ ve GÜVENLİ olarak kapalı ambalajda, imza karşılığı adresinize gelmesini istiyor musunuz? Abonelik ve eski sayıların teminiyle ilgili bilgiler için tıklayın:

 

 

TUTUŞMAYA HAZIR OLUN!

BÖYLE başardılar!

Kül olan fabrikadan DÜNYA DEVİ DOĞDU!

Karadeniz insanının inatçı, mücadeleci yapısı girişimciliğe de yansıyor. Trabzonlu Ali Karadeniz’in Trabzon-İstanbul arası çalışan tek otobüsünü satıp Bayrampaşa’da kurduğu Hakan Plastik 2001’de yangınla kül oldu. Yılmadan yeniden fabrika kuran Karadeniz’in firması daha da hızlı büyüdü, 2008’de 117 milyon lira ciro yaptı. Hakan Plastik şimdi Zafer Karadeniz yönetiminde 60 ülkeye ihracat yapıyor. Ali Karadeniz’in 1965’te kurduğu firma 2001’de tamamen yandı. Ancak o yılmadı, 2002’de Çerkezköy Org. San. Böl.’nde yeni bir fabrikanın temelini attı. Bina inşaatında kullanılan tüm plastik ürünlere odaklanan firma sonra sadece boru ve ekleme parçaları üretmeye başladı, bu alanda uzmanlaştı. 60 ülkeye ihracatı var, 450’ye yakın işçi çalışıyor. Krize rağmen bu yıl da aynı ciroyu yapmışlar. Zafer Karadeniz yakında vefat eden babalarının kendilerine sanayiciliği bir “ideal” olarak aşıladığını belirtiyor:

 

 

Genç Beyin'le nasıl değiştiler?

Okuyuculardan DEĞİŞİM örnekleri

Arkadaşımız Hayri Uzun’un derlediği; mektup, mail, faks, telefon, bizzat görüşme gibi yollarla bize ulaşan değişim haberlerini kısa kısa aktarmak istiyoruz. Bu tesbitler değerli okuyucularımızın dünyasında Genç Beyin’in yerini göstermesi bakımından önemli... Üstün başarı ve sonsuz mutluluk dileklerimizle...

 

 

Bütün bakış açılarınızı değiştirmeye hazır olun!

Başarıyı HAKETTİREN yazı (Hârika!)

Bu taktikler budala bir genci Benjamin Franklin yaptı!

New York 8. Cadde, 33. Sokak’taki postahanede taahhütlü mektup postalamak için sıra bekliyordum. Kayıt yapan memurun işinden bıkmış olduğu dikkatimi çekti. Adam yıllardır aynı tekdüze ve sıkıcı işi yapıyordu; mektupları tartıyor, pulları yapıştırıyor, para üstünü veriyor ve makbuz hazırlıyordu. Kendi kendime “Bu adamın benden hoşlanması için birşeyler yapmalıyım. Ona kendi hakkında güzel birşeyler söyleyebilirim. Peki, onda gerçekten hayran olacağım ne var?” diye düşündüm. Özellikle tanımadığınız biri hakkında böyle soruları cevaplamak çok zordur. Ancak cevabı çabuk buldum...

 

 

Düşük performansa NASIL TAVAN YAPTIRILIR?

Ana caddenin tam köşesinde bulunan ve benim de 26 yıllık müşterisi olduğum kitap mağazası kapandı. 15 yıldan beri orada çalışan mağaza müdürü Nedim karşılaşmamızda yaşanan iflâsı okuma alışkanlığının bulunmamasına ve bilgiye yeterli ölçüde değer verilmemesine bağlayarak “Kitap işinde hayır yok, insanı çürütür ve para da kazandırmaz!” demişti. Hakikaten çok üzüldüm, çünkü o mağaza bulunduğumuz muhitin tek kültür kalesiydi neredeyse; bilginin nabzı zayıf da olsa orada atıyordu. Aslında ana caddenin en işlek yerindeki böyle bir mağazaya ne koysan satılırdı, çünkü önünden hergün 1 milyonun üzerinde insan geçtiği söyleniyordu. Doğrusu ben bu işin içinde başka şeyler hissediyordum, yani sadece kitaba ve bilgiye ilgisizliğin gerçek gerekçe olmadığı kanaatindeydim. Nitekim bir hafta kadar sonra...

 

 

BUNLARI YAPANA hiçbir şey zarar vermez!

Hz. Ali (ra) bir münafığın kılıç darbesiyle ağır şekilde yaralanmıştı. Ölüm döşeğinde yatarken oğlu Hz. Hasan (ra) yanına ağlayarak girdi. Hz. Ali “Oğlum! Niye ağlıyorsun?” diye sordu. Hz. Hasan hüzünlü şekilde “Nasıl ağlamayayım? Âhiretin ilk, dünyanın son gününde bulunuyorsun!” diye cevap verir. Hz. Ali ölümün eşiğindeyken şu nasihati verdi oğluna: “Oğlum! 4’er maddeden ibaret şu 2 tavsiyemi iyi belle, onlara riayet edersen yapacağın hiçbirşey sana zarar vermez:

 

 

EVLİLİKTE MUTLULUK İÇİN BU DİL ŞART!

Evlenecek oğula KADIN DİLİ dersleri

DİKKAT! Uzun yıllar süren eğitimden sonra öğrenilmiştir!

Oğlum bir hafta sonra evleniyor. Sorumluluk sahibi baba olarak ona öğüt vermem gerekiyor. Fakat bunu evde yapamam, çünkü annesi ağız tadıyla öğüt vermeme izin vermez, sözü ağzımdan kapıp kendi devam eder. İşyerimden oğluma telefon açtım, “Akşam yemeğini dışarıda birlikte yiyelim!” dedim. Deniz kenarındaki şirin lokantada şimdi onu bekliyorum. Geliyor aslan parçası, yakışıklılığı da aynı ben! Hoşbeşten sonra yemeklerimiz de geldi. Oğlumla şöyle keyif yaparak muhabbet edelim bakalım:

 

 

En azından bunları uygulasanız, yeter!

Çocuklarınıza İDEAL ROL MODEL olmak istiyorsanız, 3 şeye dikkat!

Pedagojiye (çocuk eğitimi bilimi) 26 yılımı verdim (14 yılı Amerika’da). Genç Beyin’i tanıyınca hevesim kaçtı; çünkü her ay herşeyi yayınlıyorsunuz zaten, bize birşey kalmıyor! Şaka bir yana, bu derginin kıyamete dek devam etmesi için duacıyım. Benim de bir katkım olsun istedim ve günümüzde ana-babaların en önemli problemi sayılan “ideal rol model olamama” konusunda şimdiye kadar çok etkili sonuçlarını gördüğüm 3 şeyi paylaşmak istiyorum:

 

 


DİKKAT! Ödülü hakeden başarıya giden yol bu yazıda!

HUZUR VEREN BAŞARI semineri notları

Kendinize biçtiğiniz değeri gözden geçirmeye hazır mısınız?

Başkalarının yaptıklarını yapabilmek, bir konuda mevcut standartları yakalamak başarı; hiçkimsenin yapamadığını yapabilmek, standartları aşmaksa üstün başarıdır. Bugün herşey “ölçülebilir” olmak durumunda, zira başarı ancak bu şekilde ödüllendirilebiliyor. Lâkin hayranlık uyandıran, ödülü hakeden somut başarıya giden yol; ölçülemeyen ama hissedilen ve tadına doyulamayan küçük başarı duygularını yaşamaktan geçiyor: Masanızın üzerini temizlemeniz, odanızı düzenlemeniz, yeni baharatlar kullanıp ağız sulandıran bir yemek pişirmeniz, yazınızı yayınlatmanız, projenizi tamamlayıp altına imzanızı atmanız, içinizdeki çocuğun size kocaman bir “Âferin!” dediğini duymanız...

 

 

Böyleler de var!

Her bakımdan örnek alınabilecek BİR PATRON BABA

Başarımı 22 yaşımda evlenip ertesi sene Numan’ın doğmasına borçluyum; sonra Ahmet doğdu, ardından Şevval ve Safa... Zaten genetik olarak ticarî yapıda biriydim, üniversiteyi bitirir bitirmez hiçbir işte çalışmadan hemen kendi işimi kurdum. Bunun, yani tecrübesizliğin bedelini 4 farklı iş denememde iflâs ederek ödedim. Şimdiki parayla 3-4 yüz bin liram gitti. Rahmetli babamın 5 oğluna henüz hayattayken miras olarak dağıttığı meblâğ böylelikle buharlaşıp gitti. Sıfırın altında diyebileceğimiz şartlarda yeni bir işe giriştim, 8 ayda bütün kardeşlerimin toplam cirosundan büyük ciroya ulaştım. Yani Allah tecrübesizliğim yüzünden önce beni imtihan etti, sonra da hamdolsun önümü açtı.

 

 

Tezgâhtarınız böyleyse, o dükkânı kapatın!

Geçen gün bir pastaneye girdim. Tanıdığım, arasıra sohbet ettiğim pastane sahibi kasada birileriyle konuşuyordu. Bu yüzden tezgâhtar çocuğa yöneldim, zaten o da hareketlenip bana doğru seğirtti. Bu pastanenin kuru pastasını çok kaliteli bulduğumdan birkaç kilo alıp akşam eve götüreyim diye girmiştim. Her zaman dolu olan poğaça tepsilerini boş görüp “Ramazan dolayısıyla poğaça çıkartmıyorsunuz herhalde?” dedim. “Evet abi, yok!” dedi. “Zaten ben de poğaça almayacağım!” dedim. Cümlemin bitmesini beklemeden “Evet abi, Ramazan’da yapmıyoruz!” dedi.
 

 

Öğretmene, aileye tavsiyeler

Öğrenme güçlüğünü AŞMANIN 17 YOLU

Öğrenme güçlüğü zamanında müdahale edilmezse çocuğun bütün hayatını altüst ederek derslere ilgisizlik, okuma güçlüğü, öğrenme isteksizliği, derslerde zekâsını tam yansıtamama gibi problemlere yol açar. Çocuk zamanla okuldan soğur, kopar. Problemin erken tesbiti çok iyi sonuçlar verir. Ana-babalar bu problemi genellikle ilköğretim başlarında farkediyorlar. Okul öncesinde farkına varabilirlerse problemin şiddeti azaltılabilir. İşte öğrenme güçlüğünü aşmanın 17 yolu:

 

 

DİKKAT! Bu taktikleri her çeşit savaşta kullanın!

YENİLMEZLİĞİN sırları

Eski savaşçılar önce kendilerini mağlûbiyet ihtimalinden uzakta tutarlar, sonra da düşmanı yenmek için uygun fırsatı kollarlar. Yenilmez olmak, kendini bilmektir. Düşmanın zayıf noktasını beklemekse düşmanını bilmektir. Konumunu gizle, iç düzenini kur, düşmanının açığını bekleyip saldır. Yenilgiden kendimizi korumak elimizdedir, ancak düşmanı yenme fırsatını bize düşman verir. Ordunu düzenli tut, düşman saldırılarına her an hazır ol, izlerini yokedip düşmanın yapını anlamasına izin verme. Düşmanı gördüğünde avantajlı konuma geçene kadar bekleyip zamanı geldiğinde saldır. Yenilmezlik bir savunma meselesidir. Yenilir olmaksa açık vermektir. İyi bir savaşçı kendisini yenilgiden koruyabilir, ancak düşmanı yenmeyi garantileyemez.

 

 

Son sözlerin etkisi için şunları yapın!

Konuşma EN ETKİLİ nasıl bitirilmeli?

Dinleyicileri hoşnut, bahtiyar ve iyimser durumda bırakın!

Gerçi siz cumhurbaşkanlığı, hükümet reisleri ya da başka ünlüler gibi ölmez nutuklar söyleyecek değilsiniz. Belki birkaç kişiye hitaben yaptığınız konuşmaya uygun şekilde son vereceksiniz. O halde bunu düşünmek gerek. Birlikte araştırıp birkaç verimli düşünce bulmaya çalışalım:

 

 


50 milyon arasından seçilip 1. olmaya giden yol

Zenci şampiyonun ölüm döşeğinde verdiği UNUTULMAZ DERS

Mutluluğun çok ince sırrı

Efsane Wimbledon’un (tenis turnuvası) ilk zenci şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS sebebiyle ölüm döşeğindeydi. Dünyanın her tarafındaki hayranlarından mektuplar yağmaktaydı. Biri şöyle soruyordu: “Allah böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?” Arthur Ashe şu çok ibretli cevabı verdi:

 

 

Bunları yap, işsiz kal!

İş görüşmesini kaybetmenin 15 GARANTİLİ YOLU

1. İstediğini giy: Sonuçta işe gitmiyorsun, alt tarafı bir iş görüşmesi. 2. Görüşmeye geç git: Trafik sıkışıklığından filân bahset. Üstüne üstlük mazeret olarak niçin geç yattığınızı anlatın ki, tam garantili olsun. 3. Hemen ücreti sor: Öyle ya; o kadar emeğinizi vereceksiniz, karşılığında ne alacağınızı bilmeniz lâzım.

 

 

Ayın hikâyesi

Oğluna lâyık kızı NASIL BULDU?

Bir zamanlar bahçe içinde ev, evde baba, onun da gün gün büyüyüp evlenme çağına gelen oğlu varmış. Oğlan artık evlenecek yaşa gelmiş ama babası bu iyi kalpli, çalışkan ve temiz delikanlıya yakışabilecek kız göremiyormuş çevresinde. “Oğlumu mutlu edecek bir kız bulmalıyım ama nasıl?” diye düşünmeye başlamış. Sonunda bir çözüm bulmuş. Evin arka bahçesinde erik ağaçları varmış. Eriklerin de olgunlaşma zamanıymış. Baba erikleri toplamış, sepetlere doldurup köyün yolunu tutmuş; köye geldiğinde başlamış bağırmaya:

 

 

İYİMSER olmanın 25 avantajı

Önce bir hikâyemiz var: “Geçenlerde ziyaret ettiğim fırça fabrikası genel müdürünün masasında, ziyaretçi koltuğuna dönük şu veciz söz güzelce çerçevelenmiş halde duruyordu: ‘Bana güzel bir söz söyle veya hiçbirşey söyleme!’ Böyle bir deyişin insanları iyimser olmaya cesaretlendirmede zekice bir yol olduğunu düşünerek onu tasdik ettim. Gülümsedi ve dedi: ‘Etkili bir uyarıcı değil mi? Ama benim oturduğum yerden bakınca bu daha da önemli!’ Çerçeveyi kendisine çevirdi; böylece çerçevenin arkasında yazan, onun oturduğu yerden görünen yazıyı gördüm: ‘Onlara güzel bir söz söyle veya hiçbirşey söyleme!’ İyi şeyler söylemek sizi canlandırır, kendinizi daha iyi hissetmenize sebep olur. İyi şeyler söylemek diğer insanların da kendilerini daha iyi hissetmelerine sebep olur. Dr. D. J. Schwartz” Şimdi “iyimser olmanın 25 avantajı”na geçebiliriz:
 
 

 

Beden ve ruh sağlığımız için YÜRÜYELİM ARKADAŞLAR!

8 maddede YÜRÜYÜŞ (En öz birikim bu yazıda!)

HAYDİ ÇIK DIŞARI VE YÜRÜMEYE BAŞLA!

Büyükler günde en az 30 dakika, çocuklar 1 saat hareket halinde olmalılar. Hergün değilse de haftanın 4-5 günü şart. Bu seviyede bir hareketlilikle yakacağınız kalori bağışıklık sistemini güçlendirir, hastalık riskini azaltır, ömrünüzü uzatır. Elbette ekstra şekerlemeler, tatlılar, börekler atıştırarak attığınız toksinleri fazlasıyla yerine koymazsanız! Yine de ne olursa olsun harekette bereket ve sağlık var. Sağlıklı zayıflamak, dolayısıyla formda ve zinde kalmak için herkesin fikir birliği ettiği husus: Yürümek! En az süresi yarım saat, iyisi bir saat. 40 yaşın altında ciddî sağlık problemi yaşamayan herkes yürüyebilir. Ancak rahatsızlığı olanlar ve 40 yaşın üzerindekiler sağlık kontrolünden geçtikten sonra doktor tavsiyesinde yürüyüşe çıkmalıdırlar. Sizi zorlamayan ortalama bir tempoyla yürümek birikmiş yağları eritmenize yardım eder, metabolizmanızı hızlandırır, daha fazla kas yapmanıza yardımcı olur; aynı zamanda her türlü kalp ve damar hastalığından koruyarak kalbin düzenli çalışmasını sağlar, dolaşım sistemini hareketlendirir; kanser, beyin ve şeker hastalığı riskini azaltır; stresliyken yükselen kan basıncını düzenler, beyne oksijen göndererek konsantrasyonu artırır, bel ve boyun ağrılarını hafifletir, mutluluk hormonu endorfin salgılatır ve rahatlık verir, vücutta bayram havası estirir. Bu yazıyı hergün düzenli yürümeye alışmanız için hazırladık. Bütün birikimi en öz ve 8 madde halinde sunuyoruz:

 

 

MOTİVASYONUNUZ TAVAN YAPACAK!

ŞEVK aşılayan hikâyeler


Adam geceleyin garip bir rüya gördü. Kumsalda koruyucu meleğiyle yürürken gökyüzünde hayatında kesitler gösteriliyordu. Her sahnede kumsalda iki ayrı ayak izini farketti. Biri onun, diğeri koruyucu meleğinin... Hayatının son sahneleri gösterilirken gözü kumdaki ayak izlerine kaydı. Hayatının büyük kısmı için kumsalda sadece tek bir ayak izi görülüyordu. Biraz dikkat edince bunun hayatının en kötü ve üzüntülü zamanlarında böyle olduğunu farketti, cidden rahatsızlık duydu.

 

 

Firma olarak nereye gittiğinizi ilân ederken bunlara dikkat!

MİSYON belirlemenin 4 yolu

KULAĞA HOŞ GELEN LÂFLAR YETERLİ DEĞİL!


Firmanızın “misyon bildirgesi” tam olarak nereye gittiğinizi ilân ederken, sizi oraya ulaştıracak davranışların öğrenilmesini sağlayan şirket değerlerinin tarif edilmesidir. Yöneticilerin çoğu sürecin bu 2. adımını ihmal ederler. Aşağıdaki 4 yönlendirici ilke firmanız için yol çizmenize yardım edecektir:

 

 

Yüksek kariyer sahibi şahsiyetler böyle evlendiler!

Eş seçiminde NASİP diye buna derler!


Hikâye güvenilir bir gazetede rastladığım ilânla başladı: “Türkiye’de ilk defa satışa sunulacak olan, bel ve boyun ağrılarını 15 seansta bitiren masaj robotunun tanıtım seminerleri için hitabeti ve diksiyonu düzgün eğitim elemanı aranıyor.” Müracaat ettim, ilk elemelerde seçilip 20 günlük sıkı bir eğitimden geçirdiler ve firmanın Beyoğlu’ndaki merkezinde robot üzerine seminerler vermeye başladım. 4 ay gibi kısa sürede eğitim koordinatörlüğüne getirildim; sonra İstanbul bölge müdür yardımcılığı, bölge müdürlüğü, genel müdür yardımcılığı ve nihayet 9 yıl sonra genel müdürlük... Yıllık 12 milyon $ ciroyla devraldığım firmayı 3 yılda yaklaşık 40 milyon $’lık hacme taşıdım. Ürün çeşidimiz 4’ten 27’ye çıktı. 50’ye yakın ülke gezdim, kendimi ve firmamı geliştirmek adına birçok uluslararası projede yer aldım. Bütün bu trafik sürerken yaşımın 33’e geldiğini farkettim ansızın... Asistanlığımı yapan İzmir/Güzelbahçeli güzel hanım benim yerimde olacak birçok kişinin kaçırmayacağı fırsattı. Çok kısa dönem ona karşı bazı hisler duydum, hatta o benden daha ileri boyutta duygulara sahipti ama içimden bir ses bütün zerrelerimde yankılanırcasına...

 

 

2 katlı mağazamız karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Fakat maalesef dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini
5 yıldır çözemedik. İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak
bir çözümünüz var mı?

Sadece ihraç fazlası veya yok denecek kadar az defolu, yani alabildiğine indirimli giyim, ayakkabı, terlik, çanta, dekoratif eşya vs. sattığımız 2 katlı mağazamız var. Eşim, kızım, oğlum ve ben işletiyoruz; dükkân bilhassa bayanlar tarafından karınca yuvasına dönünce 4 eleman daha aldık. Her sabah geldiğimizde onlarca müşteriyi kapıda bekler halde buluyoruz, öylesine yoğunluk var. Sorum şu: Dürüst, yani hırsız olmayan eleman problemini 5 yıldır çözemedik. Ferhat isminde çok iyi aile terbiyesi almış, Allah’tan korkan elemanımız hariç çalmayan çıkmadı şimdiye kadar... İşten kovmak sonucu değiştirmiyor, gelen eskilerinden beter çalıyor. Hatta hırsız olduğunu bile bile “Yâ sabır!” deyip çalıştırmaya devam ettiklerimiz de oldu. Bu kanayan yaramıza neşter vuracak bir çözümünüz olabilir mi acaba? B. Ö.

 

 

Başarıyla aranız nasıl?

Kendinizin DOSTU musunuz, DÜŞMANI mı?

Başarıdan korkulur mu? Evet, ne yazık ki birçok başarılı insan bir işi başardıktan sonra korkuyor ve eski seviyesinde kalmayı güvenli bularak düşük performansı yeğliyor. Ardından da motivasyon zayıflığı, verimlilik azalması, kariyer plânının tutmaması, gelişimin engellenmesi geliyor. Sözkonusu korku bariyerlerine çarpmamak için şunu yapın: Felâket tellâllarıyla, olumsuz düşünüp konuşanlarla, kararsız ve cesaretsiz tiplerle aynı muhitte bulunmayın; aksi halde geliştirmeye başlayacağınız düşünce ve davranış biçimleri başarı yolculuğunuzu sabote edecektir. Artık en basit ve kolay işleri bile başaramaz duruma düşmemek için aman dikkat! Ne acı ki, birçok idealistin bu yaygın korkudan ve tehlikeden haberi bile yok. Şimdi size bir test sunacağız: Boston College “Success-Fearing Personality” anketinden uyarlanmış bu test en büyük düşmanınızın kendiniz olup olmadığınız konusunda size fikir verecektir:

 

 

DOKTOR ANNENİN ÇARESİZLİĞİ

Annenin duâsı


Hastanede oğlumun başucunda kalmama anne olduğum için izin vermişlerdi. Rahatsızlığı şiddetlendiğinden oğlum da çocuk felcine yakalandıkları sanılan diğer çocuklarla birlikte hastanenin özel bir koğuşunda gözlem altına alınmıştı. Koridorun öbür ucundaki odalarda çocukların ağlaştığını duyuyordum. Zavallı oğlum, belkemiği muayene edilirken korku içinde “Anne!” diye inlemiş, sonra da derin bir uykuya dalmıştı. Muayene bittikten sonra uzman doktor bana döndü. Yüzünde yorgun ve üzüntülü bir ifade vardı. “Çok üzgünüm doktor, galiba çocuk felci!” dedi. Duyduklarıma inanamayarak yüzüne baktım. Başka bir çocuğun çocuk felcine yakalandığına inanabilirdim ama bu felâketin kendi oğlumun başına geldiğine bir türlü ihtimal veremiyordum. Artık doktorluğumu unutmuş, hasta çocuğumun başında endişe içinde bekleyen bir anne olmuştum.

 

 

İlerlemiş yaşınıza rağmen bu kadar güzel kalan cildinize
HANGİ KREMİ SÜRÜYORSUNUZ?


Tv spikeri kameraman arkadaşıyla geldiği süpermarkette canlı bir röportaj yapıyordu. Çevresindeki hanımları süzdükten sonra elindeki mikrofonu genç bir kıza uzatarak “Sayın bayan!” dedi, “Güzellik konusunda tarafsız bir araştırma yapıyoruz. Özellikle cilt güzelliğinizi neye borçlu olduğunuzu sorabilir miyim?” Kız kot pantolonuna kadar sarkan saçlarını geriye atıp bakışlarını devirirken “Henüz yeteri kadar para kazanamadığım için cildime salatalık kabukları yapıştırıyorum!” dedi, “Arada bir de salatalık kremi kullanıyorum. Bu yüzden de parlıyor elbet!” Spiker genç bir kadına dönerek “Ya siz hanımefendi?” diye sordu, “Sizin de cildiniz çok bakımlı görünüyor!” Kadın kendinden emin “Ben pahalı bir cilt bakım setine sahibim!” dedi, “Düzenli olarak sabah akşam kremleyip nemlendiririm!” Orta yaşlı biri araya girerek “Vaktiyle ben de öyle yapmıştım kızım!” dedi, “Ama cildimin nemi fazla kaçmış olmalı ki, 3-5 sene sonra ıslak çamaşır gibi aşağı sarktı!” Spiker, kadının sözlerini geçiştirmek gâyesiyle lâfı kıvırttı:

 

 

ZENGİNLİK ÜZERİNE DERSLER


Râşid b. Sa’d’a soruldu: “Nimet nedir?” “İç güzelliği!” dedi. “Zenginlik nedir?” diye soruldu. “Vücut sağlığıdır!” buyurdu. İbn-i Vefa Hazretleri’ne Şazeliyye tarikatı mensuplarının güzel elbiseler giymeleri ve lezzetli yiyecekler yemelerinin sebebi soruldu, “Selef-i Sâlihîn böyle güzel giyip lezzetli yemezlerdi?” denildi. İbn-i Vefa şu mânîdâr cevabı verdi: “Şazeliyye mensuplarının güzel elbise giymelerinin sebebi, Allah’ın kendilerine ihsan ettiği nimetlere razı olduklarını göstermek ve insanlara zengin görünmek içindir.

 

 

AKLINI VE KALBİNİ BERABER DOYUR!

Mevlânâ’nın iletişim tekniği


Hz. Mevlânâ’nın bir talebesi evlenmiş, hayata karışmıştı. Ziyaretine geldiğinde talebesinin kılık kıyafetinden ihtiyaç sahibi olduğunu anlamıştı. Fakat halk içinde mahçup etmeden nasıl yardımcı edebilirdi ona? Nihayet bulduğu çareyi tatbike koydu. Kalkıp gitmek üzere olan talebesine seslendi: “Osman! Sen eksiden çok mütevazı biriydin, şimdilerde biraz gurura kapılmış gibi görüyorum seni. Çünkü o zamanlarda gelip elimi öperdin. Halbuki şimdi uzakta oturuyorsun, ne yanıma yaklaştığın var ne de elimi öptüğün!”

 

 

Sınavı kim kazandı?

Problem karşısında EN ÇOK YAPILAN HATA


Tibet dağlarının ücra köşelerindeki bir üstadın başdanışmanı ölmüştü. Üstad kendisi için bir başdanışman seçmeliydi. Bu görevi yürütebilecek seviyedeki talebelerini topladı ve durumu açıkladı: “Bana yardımcı olacak bir başdanışman lâzım! Birazdan vereceğim problemi çözen kişi benim başdanışmanım olacak!” Ardından sehpanın üzerine, içinde zarif gül bulunan antika bir vazo koydu. “İşte problem bu!” dedi ve öğrencilerine başka hiçbirşey söylemeden gözlerini yumdu.

 

 

Ayın uyarısı

Kariyerini yönetemiyorsun, çünkü...

Kariyer kişinin hayatının üretken yıllarını kullanarak geliştirdiği ve genelde çalışma hayatının sonuna kadar sürdürdüğü iş ya da pozisyon olarak tanımlanmaktadır. Günümüzde yetişkin personel ve nitelikli insan gücünü işletmede tutabilmek ciddî problem. Bugün nitelikli işgücü ancak gelişmeye açık bir kariyer yönetimiyle işletmede tutulabilmektedir. Onun için bütün profesyonel organizasyonlar ciddî şekilde çalışanı için kariyer program ve uygulamaları düzenlemektedir. Kariyer seçilen iş yolunda ilerlemek ve bunun sonucunda daha fazla deney ve yetenek kazanmak, daha fazla sorumluluk üstlenmek, daha fazla saygınlık elde etmektir . Kişi aynı pozisyonda bilgi ve becerilerini artırarak da kariyerini geliştirebilir. Ayrıca işle ilgili her türlü tecrübe kişiye kariyer sağlar. Bu yazıda kariyeri yönetememenin temel sebepleri sıralanmıştır, çareler de sebeplerin içindedir:

 

 

Bu kitapları MUTLAKA okumalısınız!

Yurt içinde ve dışındaki dağıtımcı, kitapçı, işadamı, yönetici, eğitimci, bilim adamı gibi her kesimden insanın büyük beğeniyle okuyup istifade ettiği, kriz döneminde de kitap satılabileceğini ortaya koyan kişisel gelişim kitaplarımızla kendinizi ve hayatı keşfedeceksiniz. Çünkü bu kitaplar, kişisel gelişim ve başarı alanında Doğu’nun ve Batı’nın en “ilginç, orijinal, faydalı” birikimini günümüz insanına has bir üslûpla sunuyor.

 

 

Genç Beyin okuru olarak NELER YAPABİLİRSİNİZ?
Hangi başarılara imza atabilirsiniz?

Diyelim ki; mütevazı, kendi halinde, Türkiye’nin veya dünyanın filânca köşesinde bir Genç Beyin okurusunuz. Sadece her ay dergimizi gazete bayiinden, temsilcilerimizden veya abonelik yoluyla alıp okumakla yetinmemeli; birşeyler yapmalı; harekete geçmelisiniz. Çünkü siz, Genç Beyin okuru olan bir “genç beyin”siniz.

 

 

Genç Beyin Seminerleri

Birçok kişinin hayatını değiştiren, sizin hayatınızda da MİLAT olacak seminerlerimize mutlaka katılın!

 

 

EŞ SEÇİMİNDE PÜF NOKTALAR

Eş seçimi safhasındaysanız, GENÇ BEYİN Yayınları’nın Mutlu Aile Serisi’nin 1. kitabı olarak yayınlanan ve büyük ilgi gören EŞ SEÇİMİNDE PÜF NOKTALAR isimli “ilginç, orijinal, faydalı” kitabı mutlaka okumalısınız. Bu alanda hazırlanmış ilk ve tek kitap olan Eş Seçiminde Püf Noktalar üç bölümden meydana gelmiş: Birinci bölümde beylere özel püf noktalar, ikinci bölümde hanımlara özel püf noktalar ayrıntılı halde sıralanmış; üçüncü bölümde de eş seçimi hakkında önemli ve en çok tartışılıp sorulan konulara derli toplu açıklık kazandırılmış. İşte Abdülkadir AKGÜNDÜZ’ün kaleme aldığı ve “Bu kitabı okumadan evlenmeyin!” başlığıyla sunulan kitabın arka kapak yazısı: Bu kitap “evlilik yapmak”la “evcilik oynamak” farkını ve bu farktaki ciddiyeti yakalayan ya da samimî olarak yakalamak isteyenler içindir. Bu kitap evliliğin en önemli merhalelerinden biri olan “eş seçimi”yle ilgili bilgi, tecrübe ve tavsiyelerin, çağımız insanının idrâkine göre yoğrulup takdim edilmesinden ibarettir. Bu kitap uzun lâfların kısa, pratik ve işe yarar tarzda arzedilmesi; kitaplar dolusu bilgilerin özeti; saatler süren nasihatlerin neticesidir. Bu kitap hayattan beklentilerini bilen, hedeflerini doğru belirleyen, sağlıklı bir nesil için kendini iyi tanıyan eş adaylarının buluşmalarını kolaylaştırmak için hazırlanmıştır. Bu kitap ilk evlenecek olanlar kadar, yanlış bir evlilikten sonra yepyeni huzur ve mutluluğu yakalamak isteyenlere de eski hatalarını tekrarlamayıp daha uygun ve hayırlı adımlar atabilmeleri açısından son derece faydalı olacaktır. Bu kitap “eş seçimi” konusunda bütün denebilecek kadar geniş bir literatürün kuyumcu hassasiyetiyle taranıp eş adaylarına öz hâlinde sunulduğu yoğun bir çalışmanın ürünüdür.

 

 

Genç beyinler Genç Beyin tişörtü giyerler!

Genç Beyin tişörtü hemen bitti, kumaş ve dikiş kalitesini artırarak yeni bir üretim daha gerçekleştirdik!

 

 

Sert tiplere özel hikâye

Ünlü düşünür Lao-Tse yaşlı arkadaşı Shang Yung’u ziyarete gider. Onunla insanlara gençlik veren ot ve ilaçlardan konuşurlar. Lao-Tse dostunun uzun yaşını neye borçlu olduğunu sorar. Yaşlı adam ağzını bir karış açar, “Bak bakalım, dişlerim hâlâ yerinde duruyor mu?” der.

 

 

İdamdan kurtaran SON ARZU

İran’da cinayetten idama mahkûm olan genç, idam sehpasında ney çalınca maktulün ailesi dâvâdan vazgeçti ve idam mahkûmu 165 bin $ kan parasıyla serbest bırakıldı. İtimad-ı Millî gazetesinin haberine göre 16 yaşında işlediği cinayetten idama mahkûm Sina’yı ipten alan olay şöyle gelişti: Başkent Tahran’da 3 yıl önce Siruz (30) adlı arkadaşıyla tartışan Sina (16) arkadaşını bıçaklayıp öldürdü. Tutuklanıp mahkemeye çıkarıldı, devrim mahkemesince idama mahkûm edildi, ülke yüksek divanı da idamı onadı. Onayın ardından yargı yetkilileri İran’daki yasalar uyarınca aileleri anlaşmaları için görüştürdü. Kan parasına razı olmayan maktulün ailesi idam cezasının infazını istedi. Yaşı küçük olduğu için 18 yaşını doldurması beklendi, sonunda geçen yıl idam sehpasına çıkarıldı. İdamdan önce son arzusu soruldu, genç günlük hayatında çok sevdiği neye son defa üflemek istedi.

 

 

EN CAN ALICI SORU: İnsanları durduran ne?
(Cevabı bu yazıda! Öğren ve koş!)

Yıllar önce bir tatil köyünde seminer için konuşma sıramın gelmesini bekliyordum. Birden aklıma şu soru geldi: İnsanların çoğu başarısızdı, mutsuzdu, yaşadığı hayattan memnun değildi ama bu durumu değiştirmeye dönük güçlü bir çaba içerisinde de değildi. Bu insanları durduran neydi? Seminer başlar başlamaz katılımcılara sordum:

 

 

Bedavaya şirket sahibi oldu, 70 milyon $ cirosu var!

Sıfır hisseyle girdiği Pronto Tour'a para harcamadan patron olan Ali Onaran'ın sırrını merak ediyor musunuz? Buyurun: “Turizme ilgim lise yıllarına dayanır. Yazın Bodrum, kışın Uludağ'a tur düzenliyordum. 1985'ten sonra profesyonel turist rehberliğine başladım. O dönemin büyük şirketlerinden Miltur'un genel müdürlüğünü yaptım, 1999'da arkadaşım Cem'in kurduğu Pronto Tour'a bilgimi koyarak ortak oldum. 2001 krizi oldu. Alacakları toplayamıyorduk, Cem 'Bu işi beğenmedim, olmadı bu iş!' dedi. Cebimde bir lira bile yokken onun hisselerini de devraldım ve bir yılda ödedim. Ödediğim para bugünkü günlük cironun yarısından azdı. O zamanlar 1 milyon $ olan ciromuz şimdi 70 milyon $’a çıktı. Krizi iyi değerlendirdik.

 

 

Bir köyün talihi nasıl değişti?

Ünlü Köşebaşı lokanta zinciri ortaklarından Ali Akkaş, Sivas'taki köyünü 1 milyon lira harcayarak yeniden inşa etti. Bir zamanlar köyünden beş parasız ayrılan Ali Bey köyüne 1 milyar TL’yle döndü. Ali Bey ve arkadaşları 70'li yıllarda başlayan göçle Sivas'ın Bolucan köyünü terkedip para kazanmak için İstanbul'a gelmişler. Yıllar sonra yeni nesiller göç etmek zorunda kalmasın diye terkedilmiş ve harap olmuş köylerinin geri dönüşümü için başarılı bir projeye imza atıyorlar. Üstelik Devlet Baba'ya yaslanmadan. Ondan istedikleri tek şey köyden ilçeye ulaşımın sağlanabileceği asfalt bir yol. Kendisi anlatıyor:

 

 

PATRON böyle yetişir!

Mehmet Büyükekşi iş hayatına Gaziantep'te 7 yaşında çırak olarak başladı. TİM Başkanlığı, çeşitli yönetim kurulu üyelikleri derken artık üretime hiç bulaşmıyor. Ona göre iş hayatına erken başlamak bir yöneticinin hatalardan ders alması açısından çok önemli, “İşi bilmekte büyük fayda var” diyor:

 

 

Çok isteyerek nelerin başarılabileceğini gösteren doktorun
inanılmaz hikâyesi

28 yaşında gittiği ortaokul ve liseyi birincilikle bitirip 36 yaşında tıbbı kazandı. Gece işçi olarak çalışıp gündüz okuyarak fakülteden hem emekli, hem mezun oldu. Cengiz Doğan 14 yıldır doktor. Hayata gözlerini açtığında ailesini sevince boğmuştu. Ancak mutluluk dolu başlayan hikâyesi kısa sürdü. 2 yaşında babası cezaevine girdi. Annesiyle de uzun yıllar geçiremedi, 8 yaşındayken çok sevdiği annesini kaybetti. Yıllarca annesinin arkasından ağladı. Dedesinin ve halalarının yanında yaşamaya başladı. Dedesinin ekonomik durumu iyi değildi, ilkokulu zar zor bitirdi, sonra da okumaya ara vermek zorunda kaldı. Oysa en büyük hayali doktor olmak, hastaların yardımına koşmaktı. Herşeye rağmen içindeki okuma aşkını hiç dindiremedi. Küçük yaşına rağmen ufak tefek işlerde çalışmaya başladı. Makine Kimya Enst.’nün açtığı çıraklık kursuna yazıldı. 2 yıl yatılı eğitim gördü, kursu birincilikle bitirdi. 1961’de MKE’de tornacı olarak işe başladı. İlk görüşte âşık olduğu Sema Doğan’la hayatını birleştirdi. 4 çocukları oldu. Mutlu yuvası, canından çok sevdiği çocuklarına rağmen bir yanı hep eksikti. Okuyup doktor olmalıydı. Eşinin de desteğiyle gece okullarına yazıldı. Gündüz çalışıyor, geceleri okula gidiyordu. 8 yılda ortaokulu ve liseyi birincilikle bitirdi. 1982’de üniversite sınavına girdi. Eğitim hayatında gösterdiği başarıyı bu sınavda da yakaladı, 36 yaşında Sivas Cumhuriyet Ü. Tıp Fak.’ni kazandı. Hayalleri gerçek olmuştu. Ancak çocukları da kendisi gibi üniversite öğrencisiydi. Onların eğitimi için para kazanmalıydı. Üniversite hastanesinin kan merkezinde işe başladı. Gündüz okula gidiyor, gece çalışıyordu. Yaşadığı bütün acılara rağmen sıkı sıkıya tutunduğu hayatta gece çalışıp gündüz okudu. Mezuniyetine 2 yıl kala çocukluğundan beri çalıştığı için SSK’dan emekli oldu. 1988’de mezun olup 42 yaşında hayallerindeki beyaz önlüğü giymeye hak kazandı. Çektiği kurada tayini Hakkari/Çukurca’ya çıktı. Çocuklarının eğitimini tamamlamaması sebebiyle Hakkari’ye gitmedi. Eşinin memleketi Bilecik’teki bir şirkette işçi statüsünde asgarî ücretle çalıştı, ikinci kurada ataması Bilecik’e yapıldı. Bilecik Devlet Hastanesi’nde 1990’da âcil bölüm doktoru olarak göreve başladı. Bu süreçte büyük kızı Jale ziraat mühendisi, küçük kızı Lale biyolog, büyük oğlu Cem doktor, en küçük oğlu Can da inşaat mühendisi oldu. Kırıkkaleli Cengiz Doğan’ın hayat hikâyesi çok isteyerek neler başarılabileceğinin en güzel ispatı. “Okumanın yaşı yoktur” diyen Dr. Cengiz Doğan hissettiklerini şöyle anlatıyor:

 

 

Bu ayki sürpriz yazı

Merhamet ve iyiliğin getirdiği bereket (Müthiş!)

Akşam vaktiydi. Gündüzün yakıcı sıcağı yerini serin rüzgârlara bırakmıştı. Küçük bir kız çocuğu ağlıyordu, Medine-i Münevvere’nin akşama bürünmüş alacakaranlıklı yollarında... Korkuyla burkulan yüreğinden yalnızlığın damlaları düştü minnacık avuçlarına. Ağlayan küçük çocuğu gördü İki Cihan’ın Güneşi Peygamberimiz (sav)... Şefkat dünyasına küçük yavrunun acısı düştü. Hemen yanına gitti. Merhametle kuşatıp sevgiyle saran bakışlarıyla sordu: “Niçin ağlıyorsun yavrum?” Çocuk ağlama sebebini anlattı:

 
 

İşportacılıktan patronluğa

İşporta tezgâhında iş hayatına atılan Serdal Çetintaş bugün Channel'den Pierre Cardin'e birçok markaya terlik ve ayakkabı satan Ayka'nın sahibi. Gurbetçi ailenin çocuğu olarak 1971’de İstanbul'da doğdu. İlk ve orta tahsilini Stuttgart’ta tamamladı. İstanbul'da Sultanahmet Ticaret Lisesi'ne devam etti, haftada üç gün bir bankada staja başladı. Herkes onun okulu bitirip bankacı olmasını beklerken o hayat üniversitesini seçti, Tahtakale yolunu tuttu. 1987'den 1994'e kadar...

 

 

Değerli okur! Bu hikâyeye PAHA BİÇEMEDİK!

Nisan sonunda Orta Batı’nın tatsız bir kasabasının yegâne otelinde bir haftalığına oda tutmuştum. Bana ayrılan odanın yegâne penceresinin kömür deposuna nâzır olduğunu farkedince asabım bozuldu.

 

 

Meçhul kızın mektupları

Aklınızı yitirmemişseniz bir hastane koğuşunda gereğinden fazla bir gün bile kalmak size ağır gelir. Hastaneler ne kadar modern olursa olsun Allah ne gerektiğinde eksik etsin ne de insanı oralara düşürsün derim.

 

 

Sendeki bu 2 akıldan hangisi?

Akıl 2 çeşittir: Birincisi kazanılan akıldır; sen onu mektepteki çocuk gibi kitaptan, hocalardan, düşünceden, alışkanlıktan, kavramlardan ve yeni ilimlerden öğrenirsin. Aklın başkalarınınkinden daha büyük olur, fakat edindiklerinin ağırlığıyla yorulursun. Diğer akıl

 

 

Karşına fırsat çıkmıyorsa, oku!

Zayıf iradeli ve kararsız kişilerin devamlı dillerine doladıkları ifade "fırsat bulamama" sözüdür. Oysa hayat fırsatlarla doludur. Hayatın her safhası, her ticarî muamele, her müşteri bir fırsattır. Dikkatli gözler her tarafta bu fırsatları görür ve yakalarlar. Newton'dan önce de insanların kafalarına birçok kereler elma düşmüştü ama

 

 

CEHENNEM gibi evlilik nasıl CENNETE döndü?

Kelimenin tam anlamıyla “cehennem hayatı” denilebilecek bir evliliğimiz vardı. 24 yıl böyle geçti. Boşanmaya %100 kararlıydım. O sıralarda Adana’ya, hanımın amcasının cenazesine giderken trafik kazası geçirdik. Eşim, 21 yaşındaki oğlum Sinan ve ben ağır yaralandık. Benim bütün kaburgalarım kırıldı, eşimin kafatası çatladı ve sağ dizi ezildi, Sinan’ın omuriliği zedelendi. Şükürler olsun, diğer 2 çocuğumuz evde kalıp kurtuldular. Ben 20 gün âcilde yattım; hanım 4 ay, Sinan 2 aya yakın komada kaldı.

 

 

Gerçek bir cep telefonu vak’ası (Çok vahim durum!)

Tulumba, lokma, halka tatlı pişirip satan bir dükkân açıldı karşımızda. Sanıyorum tezgâhta duran kişi işletme sahibinin oğluydu. Geçen gün bir kilo lokma tatlısı almak için içeri girdim.

 

 

Âlimleri tir tir titretecek sesleniş (Çok etkileneceksiniz!)

Bişr-i Hafî’den: “Âlimin sözü doğru, yediği helâl, dünya malına sevgisi yoksa zühdü, dünyaya düşkün olmaması imkânsızdır. Ne yazık ki, bugün bu üç hasletten birini bile onların birinde göremiyoruz. Bu durumlarıyla onlara nasıl gülelim ve nasıl yüz verelim? Bu vasıfları kendinde bulundurmayanlar ilim sahibi olduklarını nasıl söylerler?

 

 

Gülistandan BİR DEMET (AKLINIZ VE KALBİNİZ NEFES ALACAK!)

İskenderiye’de kuraklık olmuş, halkın elinden tahammül dizgini gitmişti. Göklerin kapıları yere kapanmış, yerdekilerin feryadı göğe varmıştı. Ne kurttan kuştan, karıncalardan ne de balıklardan feryadı göğe ermedik canlı kalmadı. Ne tuhaf ki; gönül dumanları bulut olmuyor, gözyaşı selinden yağmur yağmıyordu. Böyle bir yılda dostlardan uzak bir alçak vardı ki; onun hakkında söz söylemek -hele büyüklerin huzurunda- terbiyesizlik olur, ihmal edip geçivermek de yakışık almaz. Eğer o alçağı bir Tatar öldürse, artık bir Tatar’ı öldürmek gerekmez. İşte vasıflarından birazını dinlediğin bu şahsın o yıl içinde sonsuz bir serveti vardı. Eli dar olanlara para pul veriyor, yolculara sofra kuruyordu. Bazı dervişler de yoksulluk derdiyle canlarına doymuşlardı. Günün birinde onun sofrasına gitmeye niyet etmişler, bana danışmaya geldiler. Uygun görmedim. Dedim ki:

 

 

Sıkıntının reçetesi

Ahmed Cüryanî Hazretleri ticaret için Cüryan'dan Hindistan'a gidiyordu. Yolda çoluk çocuğunun tâûndan vefat ettiğini haber aldı. Bu acı haberin etkisindeyken kervan eşkıya baskınına uğradı. Şakîler bütün mallarını aldılar. Ahmed Cüryanî’nin mallarını aldıktan sonra sol elini de bileğinden kestiler. Ona bu sebeple “yekdest” (tek elli) denildi. Ahmed Cüryanî bütün bu sıkıntılara rağmen Rabbini zikrediyor, sabrediyordu.

 

 

Siz hangisisiniz? (Genç olmak yetmiyor!)

Abdülhak Hâmid Tarhan son yıllarında ihtiyarlığını kabul etmiyor veya etmek istemiyordu. Aynı konunun geçtiği bir sohbette İsmail Hâmî Dânişmend’e şöyle dedi: “Ben yaşlı bir gencim, sen de genç bir ihtiyarsın!”


 

 

UNUTMA VE HER YERDE ANLAT!

Hz. Süleyman (as) oğlunun ölümünden çok üzülmüş, gözyaşı dökmeye başlamıştı. Bunun üzerine Allah ona insan suretine girmiş iki melek gönderdi. Melekler gelip birbirinden dâvâcı olduklarını söylediler. Biri dâvâsını şöyle anlattı:

 

 

TUTUŞTURAN YAZI

Bişr-i Hafî’nin İBRETLİK hayatı

Bişr-i Hafî Hazretleri ilim, irfan, fazilet sahibi olduğu kadar güzel ahlâklıydı da. Bu husustaki kalitesini herkes kabul ederdi. Abbas b. Dehkâm’dan: “Dünyaya geldiği gibi ölen tek insan Bişr’dir. Dünyaya malsız geldi, malı olmadan gitti. Ölüm döşeğinde yattığı sırada biri ondan birşey istedi. Tek gömleği vardı, çıkarıp dilenciye verdi ve başkasından ödünç gömlek aldı, o şekilde öldü. Yani ölünce bir gömleği bile yoktu. Gömleksiz geldi, gömleksiz gitti.”

 
 

Öğrenme zevki bu!

“Kendini bil!” ilkesini savunmasıyla ünlü filozof Sokrates mahkemece yargılanıp ölüme mahkûm edilmişti. Atina kanunlarına göre baldıran zehiri içmesi gerekiyordu. Zehiri içme saati gelmeden öğrencilerinden birinin elinde saz gördü. Sazın nasıl çalındığını öğrenmek istedi. Öğrencisi şaşkınlık içinde

 

 

Kahveniz nasıl olsun?

Her kahve aynı değildir, aynı tadı taşımaz. Nerede, kiminle içiyorsan ona göre değişir. Sahilde oturduğun rüzgârlı bir sonbahar günü en sevdiğin dostun ağlarken içtiğin kahvenin tadı kederlidir. Kahve telvesine yüreğinin acısı karışır. Bir pazar öğle sonrası annenin “Haydi bir kahve yap da içelim!” dediği kahve huzurludur. Köpükler annenin göz bebeklerine yansır.

 

 

Halime Nine 135 yaşında!

Halime Nine tam tamına 135 yaşında. 7 çocuğu, 150 torunu var. Diyarbakır/Kulp’un Aygün köyü Sarıçoban mezrasında ikamet eden 135’lik Halime Olcay hafızasıyla görenleri şaşkına çevirirken Guinness Rekorlar Kitabı'na girmeye hazırlanıyor. Bu kadar nasıl yaşadığını anlatıyor:

 

 

Hanımlar! Kızmayın ama... (İşte karamsarlığımızın belgesi!)

1969’da Matina Homer tarafından Michigan Ü. öğrencileri arasında yapılan araştırma çok ilginç sonuçlar ortaya koydu. Tıp fakültesi öğrencilerine bir hikâyeyi tamamlamaları söylendi. Erkeklere verilen kâğıtta “Ve John ilk dönem sınavlarının sonunda kendi sınıfının birincisi olduğunu öğrenir...”, kız öğrencilere verilen kâğıttaysa “Ve Mary ilk sınavlarının sonunda kendi sınıfının birincisi olduğunu öğrenir...” yazılıydı. Tamamlanan hikâyeler incelendiğinde erkeklerin yalnızca %10’u John için karamsar bir hikâye çıkardı, halbuki kızların büyük çoğunluğu Mary’nin sosyal bakımdan dışlanacağından korkuyordu. Mary’yi sivilceli, yalnız, arkadaşsız, gıcık ve sert olarak algıladı.

 

 

Bu ayki özel haber

Sahiplerini verem eden lüks aracın satış hikâyesi

Siz siz olun, bu duruma düşmeyin!

En son söyleyeceğim sözü en başta söyleyerek başlamak istiyorum: Siz siz olun, mahalle ve halk içinde önemli şahsiyet olarak tanınmış birine birşey satmayın! Şöyle ki: Öteden beri Mercedes araba hevesim vardı, sıfırına gücüm yetmiyordu, 1998 model aldım. Fakat daha ilk haftada neredeyse hergün çıkardığı masraflara yetişemez hale geldim, birkaç ay sonra iyice bunaldım, hevesim kaçtığı gibi bir an evvel bu illetten kurtulmak istiyordum. Normal arabaların 3-5 katı vergilerini filân geçiyorum. 4 ay 18 gün sonra canıma tak etti, en yakın bir galericiye satılığa verdim. Ertesi gün cumaydı, ilimizin en büyük tarihî camiinde öğle namazını müteakip müezzinin okuduğu Yâsin-i Şerîf”i dinliyordum. 2. sayfanın ortalarıydı. Caminin hâfız-ı Kur’ân olan imamı genç hocaefendi mihraptan ayrılıp yanıma geldi. Kendisi birkaç kere dükkânımızı teşrif etmiş, güzel sohbetlerde bulunmuş, biz de onu zevkle dinlemiştik. Yani tanışıyorduk. Ne olduğunu, niçin yanıma geldiğini doğrusu ben de merak ettim; kulağıma eğilerek...
 

 

 

Öğrenciler! Bunu ASLA unutmayın!

Biraz yaramaz, biraz da tembel iki lise öğrencisi aralarında konuşuyorlarken “Matematik sınavı ne zaman?” diye sordu biri. “Daha bir hafta var!” dedi öteki. “Ohooo! Daha çok varmış, rahat rahat çalışırız!” diye cevap verdi soruyu soran. Konuşmalarına istemeden kulak misafiri olan bir öğretmen yanlarına gelerek “Demek matematik sınavına tam bir hafta var, öyle mi?” diye sordu.

 

 

Şehidlerin Efendisi NEDEN ZIRHSIZ SAVAŞTI?

Hz. Hamza (ra) yaşlı halinde savaşlara zırhsız girmeye başlamıştı. “Sen genç ve daha güçlü olduğun zamanlarda bile ihtiyatı elden bırakmaz, zırhsız gezmezdin. Şimdi kocadığın halde bu tedbirsizlik nedendir? Niçin ‘Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın!’ emrine uymazsın?” dediler. Şu ibretli cevabı verdi:

 

 

Peygamberimiz’in namazı -15 (Namazı yeniden keşfedeceksiniz!)

• Hz. Ebû Hureyre’den (ra): “Rasûlullah (sav) cuma günü sabah namazında Tenzil, yani Secde (sûresi) ile He’l-Etâ Ale’l-İnsan’ı (İnsan sûresi) okurdu.” • Hz. Zübeyr b. Avvâm’dan (ra): “Biz Rasûlullah’la beraber cumayı kılar, sonra dönüp Ganmoğulları Kalesi’ndeki gölgeye koşardık da bu (gölge) ancak ayak yerlerimizi (kaplardı).

 

 

Yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 ADIM

Her yılın başında kitap okumaya girişilir, plân yapılır, sigara bırakılır, diyete ve spora başlanılır... Bu yıl da yine kim bilir hangi kararları hayata geçireceğiz, hangileri yılbaşı heyecanıyla geçip gidecek? Peki, sadece başarı odaklı bir yapılacaklar listesi yeterli mi? İşte yeni yılda kendinizi iyi hissettirecek 6 adım:

 

 

Kraliçenin incisi ve haddini bilmez çocuk (Ustacığım! Bu nasıl iş?)

İngiltere kraliçesine dev bir inci hediye edilmiş. Kraliçe taca takılmayacak kadar büyük bu incinin delinerek tahtın arkasına asılmasını istemiş. Ancak İngiltere'deki bütün kuyumcular böyle nâdir inciyi delerken kırılmasından korkup bu işe yanaşmamışlar. İnci Fransa başta olmak üzere pekçok ülke kuyumcularına götürülmüş ama hepsi de aynı gerekçeyi ileri sürerek inciyi delmeye yanaşmamışlar. Neden sonra bir deniz subayı İstanbul'da Kapalıçarşı'da bu işi yapabilecek vasıfta ustaların olduğunu söylemiş.

 

 

Ayın mektubu

Düğün hediyesinde son trend: 1 TAKIM GENÇ BEYİN!

Sonuç tek kelime: Maşallah!

10 Temmuz 2005, pazar... Bizim için çok önemli, çünkü düğün tarihimiz... Eniştemin (teyzemin beyi Serdar Şanlıöz) vesile olmasıyla buldum hayat arkadaşımı. Düğünümüzün her adımı ve safhasıyla yakından ilgilendi sağolsun! Nihayet o önemli gün... Herşey beklediğimizden güzel gelişti, çok sevdiğimiz ve yıllardır kitaplarını okuyarak büyüdüğümüz gönül ehli bir zat bizi kırmadı, dâvetimize icabet etti, plânlandığı üzere 15 dakikalık bir konuşma yaptı ama 445 davetliyi mestetti. Âdet olduğu üzere sıra takı merasimine gelmişti ama işin bu kısmını hiç sevmedim: Kımıldamaksızın ayakta dikiliyor, dilenci gibi herkesin sırayla sizi “görmesini” bekliyorsunuz; emin olun hayatta en fazla mahçubiyet duyduğum hadise odur! Neyse iki tarafın sülâlesinin de belli başlı ileri gelenleri kuyruğa girip takılarını taktılar, program bitti, herkes evine gitti; hemen oracıkta hazırlanan takı sahipleri listesinde eniştemin adına rastlayamadık! Allah Allah! Olayın en merkezinde yer alan, evliliğimize vesile olan kişi hiçbirşey takmamış mıydı? Haydi bileziği, cumhuriyet altınını geçtik; insan hiç değilse bir çeyrek takardı! Bazı yakın akrabalar ileri geri konuşmaya, gıybet sınırlarını çoktan aşmaya başladılar; eşimle bense “Hayırlısı olsun!” diye geçiştirdik. 3 gün sonraki sabah zil çaldı, kargo elemanı eşimle benim adıma gelen ve ödemesi karşı tarafça yapılmış bir koliyi imza karşılığı teslim etti. Açtık, içinden bir mektup çıktı: “Hayat arkadaşlığına yeni başlayan Murat ve Yasemin kardeşlerimize... Evvelâ ikinizi de tebrik eder, iki cihan saadeti dilerim. Düğün öncesinde evlilik bereketiyle evinizin neredeyse bütün ihtiyaçlarının temin edildiğini gördüm, eşime eksiğinizin ne olabileceğini araştırmasını söyledim, ‘Herşeyleri tamam maşallah!’ dedi. Ben de ikinize ve inşallah neslinizden gelecek olanlara başarı ve mutluluk kaynağı teşkil edecek bir hediye düşündüm: Genç Beyin! Kolide bu hazine derginin şimdiye kadar çıkmış bütün sayıları bulunmaktadır. Önce mutlaka titizlikle okumanızı, daha da önemlisi uygulamanızı gönülden dilerim. Allah’a emanet olun... Serdar” Ne yalan söyleyeyim; bu manzara karşısında eşim de, ben de biraz burun kıvırdık! Çünkü bu tür şeylerin pek karın doyurmadığını düşünüyorduk, gülüştük. Fakat yine de bir koli dergiyi oturma odasına taşıyıp köşe koltuğun köşesindeki boşluğa koyduk. Eşim “Nasıl bir dergiymiş, merak ediyorum!” dedi ve üstten 5-6 sayıyı çıkarıp sehpanın üzerine bıraktı. Şimdi söyleyeceğimi yazmaya kelime, cümle bulmakta zorlandığımı belirteyim: Bir yandan eşim, bir yandan ben Genç Beyin sayılarına öyle gömüldük ki; kendimize geldiğimizde 3 saat geçmişti! Henüz “dergi hediyesi şoku” üzerinden bir saat bile geçmeden ikimiz de kesin kanaatle inandık: Eniştem bize en güzel düğün hediyesini vermiş! Bir defa her sayısında evlilikle ilgili çok orijinal yazılar var, ayrıca hayatın her alanında işimize kesin yarayacak bir yığın bilgi ve tecrübe... Kolideki bütün dergileri itinayla çıkarıp rafa dizen eşim dedi ki: “Şu anda 2 şeyi bulduğuma çok seviniyorum: Birincisi, seni bulduğuma. İkincisi, Genç Beyin’i bulduğuma.” Uzatmayayım diye ayrıntıya girmiyorum, ikimizin de o sayıların tamamında okumadığımız tek satır kalmadı! Hatta eşim bütün sayıları 3-4 defa bitirdi! Sonra da gazete bayiinden almaya başladık ve artık biz de Genç Beyin’kolik olduk! Şükürler Rabbime ki, evliliğin ilk günlerinde tanıdık bu hazineyi... Çünkü oradan elde ettiğimiz birikim iletişimden tutun da iş kurmama, çocuk yetiştirmemize, mâneviyatımıza kadar herşeyimizin temelini teşkil etti. Şu anda bir kızımız (Emine, 4), bir de oğlumuz (Ahmet, 2) var. Size onların Genç Beyin’le çekilmiş resimlerini gönderiyorum. Bilvesile enişteme bu müstesna hediyesinden dolayı müteşekkiriz, bizi Genç Beyin’le tanıştıran kişi olarak hep kalbimizde ve dualarımızda olacak... Biz de onu örnek alıp 3 yakınımıza düğün hediyesi Genç Beyin külliyatı verdik, benzer kanaatleri onlar da bize bildirdiler. Bu yaygınlaştırılmalı ve her çeyize bir takım da Genç Beyin ilâve edilmeli. Ailece hep yanınızda olacağız, Genç Beyin’i okuyup okutturacağız inşallah... Murat&Yasemin Yeğinler/Eskişehir

 

 

GERÇEK DOSTLUĞU en iyi anlatan hikâye

Güya dostları, dostluklarıyla ünlü bir çevrede yaşıyorum 52 yıldır. 63 yaşındayım, 11’imde gelmişim buraya. Dile kolay, 52 yılın 41 yılı fiilî olarak esnaflıkla geçti. Semtin en hareketli noktasında 4 katlı lokanta işlettim 41 yıl. Kimleri ağırladım, misafir ettim, dost bildim; saymaya kalksam bitiremem! 2.5 yıl önce ağır bir trafik kazası geçirdim, yatağa mahkûm oldum, işler bozuldu ve dağıldı, herşeyimi kaybettim. İtiraf edeyim:

 

 

Mimar Sinan’ın hak hukuk hassasiyeti (3 akçelik farkın sırrı)

Süleymaniye Camii inşaatı (1549-1556) bütün hızıyla sürmekteydi. Mimar Sinan inşaatın başından ayrılmıyor, her ayrıntıyla ilgileniyordu. İnşaatta çalışan bazı taş ustaları arasında Sinan’ın içlerinden bir kısmına 3 akçe fazla maaş verdiğine dair söylenti yayıldı. Gerçekten de Sinan, ustalardan bazılarına ötekilerden fazla maaş veriyordu. Aralarından bir temsilci seçen az maaşlı ustalar maaş hususunda adaletli olması için ikaz etmek maksadıyla temsilciyi Sinan’a gönderdiler.

 

 

GENERALLİK niçin sökmedi? (BAZEN BÜTÜN HESAPLAR DEĞİŞEBİLİR!)

Amerikan Bağımsızlık Savaşı sırasında Virginia eyaletinde keşfe çıkmış genç bir subay cins iki at tarafından bir sabanı idare eden zenci köleyle karşılaştı. Hayvanlar tam arayıp da bulamadığı cinstendi. Subay derhal pelerinini sırtından atıp köleye rütbesini gösterdi ve atlara sahip çıkmaya yeltendi. Zenci “Evvelâ hanımından izin alın!” diye itiraz ederek eliyle ağaçlar arasındaki beyaz bir köşkü gösterdi.
 

 

Eğitim için hiçbir yaş geç değil!

Yaşadığı hayatı beğenmeyen biri küçük bir rahatsızlık sebebiyle doktora gitti. Muayeneden sonra lâf arasında şunları söyledi: “Biliyor musun doktor bey? Üniversiteye gitmiş olmayı çok isterdim!” Doktor hemen sordu: “Peki, neden gitmiyorsunuz?” “Çünkü artık 30 yaşındayım. Evliyim, iki çocuğum var. Üniversiteyi bitirmem en az 5 yılımı alır!” Doktor yine sordu:

 

 

Bir anlık gafletin sonu (Alparslan da olsanız...)

Anadolu’nun kapılarını açan, Romen Diogenes’e hoşgörüyle yaklaşan Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan çadırında meşveret kurmuş; Batı Karahanlı Hükümdarı Nasr ile yapılacak muharebenin son hazırlıkları üzerinde çalışıyordu. “Hilâl taktiği” uygulamayı düşünüyorlardı. Üç kuvvete ayrılacaklar; ikisi gizlenecek, biri saldırıyor görüntüsü verecekti. Kaçar gibi yapıp diğer iki kuvvetle düşmanı ortalarına alacaklardı. O sırada birkaç nal sesi duydular. Sultanın otağından içeriye Melikşah girdi:

 

 

Zulüm ve zalim üzerine TİTRETEN HÂDİSELER

Hz. Ali’den (ra): “Bir kimse birine zulmettiği veya kötülük yaptığı zaman hakikatte kendisine zulmetmiş olur. Çünkü Allah Kur’ân-ı Kerîm’inde ‘Kim iyilik yaparsa kendisinin lehine, kim de kötülük yaparsa kendisinin aleyhinedir’ (Fussilet, 46) buyurmuştur.”
 

 

Burçlara göre GELİN-DAMAT-KAYNANA

GELİN KOÇ: İşiniz zor. Pek anlaşılmaz, kafasına göre takılır, arada bir size toslar. Hem kaynana, hem de gelin koç burcundaysa ömür boyu bir toslamadır gider. BOĞA:

 

 

100 $’la 1 $’ın muhabbeti

1$’la 100 $ bir cüzdanda biraraya gelmişler, çabucak ahbap olup hayat tecrübeleri hakkında konuşmaya başlamışlar. 100 $ “Benim ihtişamlı bir hayatım oldu!” demiş, “Gezmediğim lüks otel kalmadı desem yeridir. Dünyanın en zengin 500 insanı listesine giren 8-10 kişinin elinden geçtim. Bir ülkeden diğerine uçtum. İki Amerikan başkanının cebine girdim. Bir keresinde Prenses Diana alışveriş için beni kullandı. Bill Gates gözlük çerçevesini değiştirirken beni kullandı!” 1 $ bu anlatılanları hayranlıkla dinleyip boynunu bükmüş:

 

 

Çocuğu düşmekten kurtaran çare (Tam tefekkürlük!)

Hz. Ali’ye (ra) bir kadın gelip “Yâ Ali!” dedi, “1 yaşında çocuğum oluğun üstüne kaydı. Çağırıyorum, gelmiyor. Orada bıraksam, düşeceğinden korkuyorum. Ne olur, bana yardım edin!” Hz. Ali gülümsedi, ona şu çareyi söyledi:

 

 

Cennetlik adamın hali

Ashâbdan Hz. Enes (ra) anlatıyor: “Rasûlullah’ın (sav) huzurunda oturuyorduk. Birara şöyle buyurdu: ‘Şimdi cennetlik bir adam gelecektir buraya!’ Az sonra sol eline ayakkabılarını takmış, ensardan biri girdi, selâm verip oturdu. İkinci gün yine huzurdaydık. Efendimiz (sav) yine aynı sözü tekrarladı: ‘Şimdi cennetlik bir adam gelecektir buraya!’ Yine ensardan nûranî yüzlü zat geldi, selâm verip oturdu. Üçüncü gün de aynı hâdise cereyan etti. “Şimdi Cennetlik bir adam gelecektir buraya!” sözünden sonra yine aynı zat içeri girdi. Neden sonra kalkıp giden adamı takip eden Amr b. Âs’ın oğlu Abdullah yolda ona şöyle ricada bulundu:

 

 

Hekim yazardan çok içli bir yazı (Çok duygulanacaksınız!)

Mahalle... O bildik yüzüyle, alışılmış telâşıyla karşılıyor beni. Sessizce içine alıyor, kucaklıyor. Köfteci köşede, karpuzcu onun karşısında. Pazar sokağı boş; tezgâhlar kenarlara savrulmuş, bekliyor. Eksiği yok gibi duruyor, bir benim bildiğim eksiğin eksikliğini çekmesini bekleyemem elbet! Evim az ötede, perdeleri çekili. İçeride ışık yok, ışığa ihtiyaç duyan yok. Yansa bile boşluğa düşecek huzmeler. Yetim kalmış eşyaları kendileriyle yüzleştirecekler, belki de ağlatacaklar. Işığın vurduğu yerde bana yeni aydınlıklar sunacak yüzler yok. Kapıdayım. Zile basmam gerekmiyor. Zilin sesine ses verecek yok.

 

 

Bu ikazı hiç unutma, önce kendini düzelt!

Hz. Süleyman'ın (as) tahtına ters yönden bir rüzgâr esti. O da “Ey rüzgâr! Doğruluktan ayrılmasana!” diye onu ikaz etti. Rüzgâr “Ey Süleyman! Asıl sen doğruluktan ayrılma! Sen doğru oldukça ben ters esemem!” karşılığını verdi. Sonra Hz. Süleyman bir baktı ki, başındaki tacı da eğilmiş. Tam 8 defa tacını düzeltti ama her seferinde taç kendiliğinden eğiliyordu. Sonunda taç şöyle dedi:

 

 

Sıkıntıdan güzellik çıkarma sanatı (Dene!)

Kızım küçükken -Sanırım anaokuluna gidiyordu!- sabahları yatağında 5 dakika otururdu, ben de karşısına geçerdim. Küçük, hızlı bir oyun oynardık. Ben bir hayvan, eşya veya bitki rolüne girerdim; o da kendisi olurdu ve karşılıklı bir drama veya fabl diyebileceğimiz birşey sergilerdik. Bir sabah uyandı, oturup battaniyeye sarıldı ve “Haydi bana bir ağaç ol!” dedi.

 

 

BAŞARILMASI EN ZOR ŞEY (Kaçımız bunu başarabildik?)

Eski Çin’de bilmece meraklısı bir seyyah diyar diyar dolaşıp karşılaştığı bilgelere sorular sorarak hayatın özünü ve gerçeklerini kavramaya çalışmaktadır. Birgün yüksek tepelerde oturan bir bilgeden bahsedildiğini duyar. Derhal yola çıkar, bilgeden izin alarak iki soru soracağını söyler. Seyyah “Dünyada başarılması en zor şey nedir?” diye sorar. Bilge der ki:

 

 

Ertelemekten kurtaran seminer

 
 
ÜCRETSİZ seminere davetlisiniz! Sadece 1.5 saatinizi ayırın, siz de DEĞİŞİN!

Tarih: 30 Ocak Cumartesi
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 16:00-17:30 arası
(Programa 20 dakika kala salonda olunuz. 5 dakikadan fazla gecikenler salona alınmazlar. Lütfen çocuk getirmeyiniz!)
 

 

ETKİLİ KONUŞMA (HİTABET) VE DİKSİYON

 
 


Artık daha az konuşacak; daha çok etkili ve ikna edici olacaksınız!

• Hitabetin teknik, yardımcı ve esas özellikleri
• Konuşmayı etkisizleştiren tuzaklar
• Psikolojilere hitap etme
• Zihni canlı tutma
• Hitabette ikna
• Harekete geçirme
• Çarpıcı örnekler verme
• Anadili iyi kullanma
• Sorularla başetme becerisi
• Akılda kalma
• İdeal imaj ve kişilik yansıtma...

Tarih: 30 Ocak ve 7 Şubat
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 10:00-13:00 arası
Yatırımınız: KDV hariç 150 TL.
Bir gün önce saat 17’ye kadar yer ayrılmalıdır. Eğitim Belgesi verilmektedir. Bilgi ve rezervasyon: 0 212 533 97 00-533 50 55

 

 

ETKİLİ SATIŞ TEKNİKLERİ

 
 


Genç Beyin Seminerleri MİLAT oluyor!

ETKİLİ SATIŞ TEKNİKLERİ

Ne iş yaparsanız yapın, bu seminer size artı bir değer katacaktır!

• Satıştan önce, satış esnasında, satıştan sonra yapmanız gerekenler
• Satışın yeni tanımı
• Bir ürün veya hizmet nasıl ilgi görür?
• Rekabette üstün gelmenin incelikleri
• Malınızı alıcının gözüyle satma yolları
• Ciroyu artırmanın “farkedilmeyen” sırları
• Satışları artıracak YENİ uygulamalar

Tarih: 31 Ocak ve 6 Şubat
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 10:00-13:00 arası
Yatırımınız: KDV hariç 150 TL.
Bir gün önce saat 17’ye kadar yer ayrılmalıdır. Eğitim Belgesi verilmektedir. Bilgi ve rezervasyon: 0 212 533 97 00-533 50 55

 

 

Zaman yönetiminde 3 taktik

 
 
ÜCRETSİZ seminere davetlisiniz! Sadece 1.5 saatinizi ayırın, siz de DEĞİŞİN!

Tarih: 7 Şubat Pazar
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 16:00-17:30 arası
(Programa 20 dakika kala salonda olunuz. 5 dakikadan fazla gecikenler salona alınmazlar. Lütfen çocuk getirmeyiniz!)
 

 

Değişmez huylar nasıl değiştirilir?

 
 
ÜCRETSİZ seminere davetlisiniz! Sadece 1.5 saatinizi ayırın, siz de DEĞİŞİN!

Tarih: 31 Ocak Pazar
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 16:00-17:30 arası
(Programa 20 dakika kala salonda olunuz. 5 dakikadan fazla gecikenler salona alınmazlar. Lütfen çocuk getirmeyiniz!)
 

 

DÂHÎ çocuk yetiştirme sanatı

 
 
ÜCRETSİZ seminere davetlisiniz! Sadece 1.5 saatinizi ayırın, siz de DEĞİŞİN!

Tarih: 6 Şubat Cumartesi
Eğitimci: Abdülkadir Akgündüz
Yer: Genç Beyin Seminer Salonu
Saat: 16:00-17:30 arası
(Programa 20 dakika kala salonda olunuz. 5 dakikadan fazla gecikenler salona alınmazlar. Lütfen çocuk getirmeyiniz!)

Salonumuz çok büyük olmadığından ÜCRETSİZ seminerlere İLK DEFA katılacakları bekliyoruz!
 
     

© Bu sitenin bütün hakları saklıdır ve Abdülkadir AKGÜNDÜZ'e aittir, yazılı izinsiz kullanılamaz.